| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Image Hosted by ImageShack.us Sağ klikle

Kardemin Diyari

Pps Video Sesli Şiir Fıkra Aşk Hikayesi Gizem ve Kıssadan Hisse Sesli Çocuk Masalları Oyun İndir Sağlık Radyo Tiyatrosu Biyografiler Spor Haber

23 "gizem ve kıssadan hisse" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"gizem ve kıssadan hisse" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar
 

Gizem Ve Kıssadan Hisse - Misafir rızkı ile gelir

Misafirperver bir sahabi vardı. Hanımı ise her gün kocasının yanında birkaç misafirle gelmesine tahammül edemez ve kocasına:
-Sen her gün birkaç misafirle geliyorsun, gelen misafirler, çocuklarımızın rızıklarını yiyorlar, der.

Kocası, aldırış etmez eve gelirken her gün yanında birkaç misafir getirmekte devam eder. Kadın sahabi dayanamayıp, gider durumu Resûlullah'a::
-Ya resûlallah! Kocam her akşam eve birkaç misafir getiriyor, böylece de kocamın kazandıkları hep misafirlere gidiyor. Bir gün hastalanıverse, açlıktan ölmekten korkarım, der..
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kadının kocasını, huzuruna çağırtır, durumu birde ondan dinler. Sahabi:
-Ben misafirsiz edemem! Soframda misafir olması, bana neş'e ve bereket veriyor, der.
Bu sefer Peygamberimiz (s.a.v.) kadına, bundan sonra fazla değil, bir misafire razı olup olmadığını sordu. Kadın buna da razı olmayarak:
-Ben çocuklarımın rızkını başkalarının yemesine rıza gösteremem, der.
Adam hiç olmazsa bir misafirde ısrar edince; kadın boşanmaktansa, bir misafire razı olur. Fakat o akşam üzeri beyinin, yine eve iki misafirle geldiğini gördü. Kadın sinirlenmişti, içi rahat değildi. Yemek hazırlamak için mutfağa girdi, üç kişilik yemek hazırlayıp tepsiyi kocasına verdi. Biraz sonra da, misafirlerden birinin çıkıp gittiğini gördü. Hazırlanan yemeklerden biri yenmemişti.
Kadın kocasına:
-Misafirin biri niçin yemek yemeden çıkıp gitti? diye sorar.
Adam, ikinci misafirin farkında değildir:
-Sen hangi misafirden bahsediyorsun. Ben bir misafirle geldim, o da içerde işte, diye cevap verdi.
Kadın çok iyi görmüştü. Misafirin birisi yemek yemeden çıkmıştı.
Bu münakaşanın içinden çıkamayacaklarını anlayan karı-koca, hemen Efendimiz Hazretlerine müracaata gittiler ve durumu anlattılar...
Onları dinleyen Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:
-Evet! Eve iki misafir gelmişti. Fakat bunlardan birisi hakiki insan değil, insan sûretine giren rızıktı. Allah (c.c.) hanımını akıllandırmak için rızkı insan kılığına sokmuştu. Hanımın ise, yine misafirler için bir miktar rızkı gözden çıkarıp hazırladı, ama o rızık, eksilmedi.

Şunu iyi bilesiniz ki, her misafir kendi rızkı ile gelir. Ve kimse, kimsenin rızkını yiyemez, eksiltemez... Hatta misafir, bir evin bereketini artırır ve o evin rızkında artma olur, buyurdular. Tabiî ki kadın, bu hadiseden sonra itiraz edecek durumda değildi.

|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
 
 
 

Gizem ve Kıssadan Hisse - Ramazan ve Yetim Hakkı

Menkıbe: Hayatini günahlarla doldurmuş adamın biri yağmurlu ve çamurlu bir günde ayağı kayıp yere düşer. Düşerken üstü kirlenmesin diye elleriyle yere tutunur ve ayağa kalkar. Bunun üzerine sağ eli çok kirlenmiştir. Ama bu bedevi ve görgüsüz insan, elini su ile yıkayacağına bir yere silmeyi tercih eder. Silecek bir yer bulamadığından ötürü o an yolda oynayan bir çocuğun kafasını okşayarak elini temizler ve oradan ayrılır. Bu hareketi çok yanlış olup, çocuğun bundan haberi bile olmamıştır.
Ve bu adam kısa bir zaman sonra günahlarına tövbe bile etme fırsatını yakalayamadan vefat eder. Gideceği yer melekler tarafından gösterileceği vakit çok korkar çünkü hayati günahlarla doludur. Cehennemi beklerken melekler ona cennet bahçelerinden bir Bahçe gösterir. Adam çok şaşırır ve bu kadar günahı olduğu halde nasıl olur da Allah kendisine cenneti nasip eder? Melekler ise durumu Allah'a bildirirler. Zaten tüm olanları, daha olmadan önce bilen Allah c.c. meleklerine şöyle nida eder:

O kuluma söyleyin, bir gün eli çamurlandığında, o elini silmek için bir çocuğun başını okşamıştı. Yaptığı yanlış bir şey de olsa o çocuk yetim idi. Kimse başını okşamamıştı. O kulum kotu niyetle de olsa o yetimin başını okşaması o yetimi o kadar çok sevindirdi ki; ben de o güzel yetim kulumun yüzü suyu hürmetine o günahkâr kulumu da affettim.

Bu anlatılanlar kutsi hadis midir, bir hikaye mıdır bilemiyorum. Herhangi bir kaynağını bulamadım ama biz buna menkıbe diyelim. Menkıbelerdeki asil amaç onların doğru olup olmadığını araştırmak değil, kıssadan hisse almaktır. Ama Allah’ın sonsuz rahmetini düşünürsek bu durum Rabbimiz için hiç de büyük bir şey değildir. Ben inanıyorum ki, bu insandan çok daha günah işlemiş kullarını bile Allah hiç ummadıkları hareketlerinden ötürü affedecektir. Yeter ki imanlı bir şekilde kendi huzuruna varsınlar.

Madem bu menkıbeyi anlattık, o zaman yetim konusundaki hadis-i şeriflerden bahsedelim:

Halkın içinde Allah'dan en uzak olan iki kimsedir: Birincisi, ümeranın meclisinde oturur da zulme ait sözlerinde onları tasdik eder. Diğeri ise çocukların muallimidir. Fakat onların hepsini ayni derecede eşit tutmaz. Ve yetimin hakki hususunda Allah'dan korkmaz. Ravi: Hz. Ebu Umame (r.a.).

Kalbinin yumuşamasını ve hacetinin görülmesini sever misin? Yetime merhamet et, onun başını oksa ve ona yediğinden yedir. Kalbin yumuşar ve hacetine erişirsin. Ravi: Hz. Ebud Derda (r.a.)

Namaz husususun da Allah'tan korkun. Namaz hususunda Allah'tan korkun. Namaz hususunda Allah'tan korkun. Köleleriniz hakkında da Allah'tan korkun. Su iki zaif hakkında da Allah'tan korkun; Dul kadın ve yetim çocuk. Ravi: Hz. Enes (r.a.)

Helak edici su yedi şeyden kaçınınız: Allah'a ortak koşmaktan, sihirden, hakli durum hariç Allah’ın haram kıldığı cana kıymaktan, faiz yemekten, yetim mali yemekten, savaş günü harpten kaçmaktan ve namuslu, mu'min, habersiz hanımlara iftira etmekten. Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.)

Yetimi kendine yakin tut. Başını elinle oksa ve onu sofrana oturt. Böyle yaparsan, kalbin yumuşar ve hacetin görülür. Ravi: Hz. Ebu İmran (r.a.)

Dört şey dört yerde nafaka olarak kabul olunmaz: Hıyanet, hırsızlık, suiistimal ve yetim malından sağlanan kazançla Hac, Umre, Sadaka ve Cihad olmaz. Ravi: Hz. Ibni Ömer (r.anhuma)

Dört taife Cennete giremez: İçkiye devamlı, faiz yiyen, haksız yere yetim mali yiyen ve anne babasına (ailesine) asi olan. (Tövbe ederse mesele yok.) Ravi: Hz. Ebû Hureyre (r.a.)

Yetimin başını öne doğru, babası öleni de arkaya doğru mesh et. Ravi: Hz. Muhammed ibni Süleyman (r.a.)

 Allah'a en sevgili ev, içinde ikram gören yetim bulunan evdir. Ravi: Hz. Ibni Omer (r.anhuma)

Cennette "Darul ferah" denilen bir eve ancak mu'minlerin yetimlerini sevindirenler girer. Ravi: Hz. Ukbe Ibni Amir (r.a.)

Kalbinin yumuşamasını istersen yetimin başını oksa ve miskini doyur. Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.)

İnsanları acizlik içinde bırakmaktan sakının, Sizden birisi Emir veya Amil olur da kendisine dul kadın, yetim veya fakir bir kimse isi için gelir. Ona "Sen otur, isine bakılacaktır" denir. Böylece onlar acizlik içinde terk edilirler. İhtiyaçları görülmez ve onlar için bir emir de verilmez. Onlar da dağılıp giderler. Hâlbuki zengin eşraftan biri gelince, Emir onu yanına oturtur. Sonra da "İşiniz nedir" der. Adam da "İsim söyle şöyledir" der. Bunun üzerine Emir "Bunun ihtiyacını yerine getirin ve acelede edin" der. Ravi: Hz. Ebu Hureyre (r.a.)

Yetim (babası ölmüş olan) bir çocuğun başını şöyle arkadan öne doğru okşayınız. Eğer babası varsa (öksüzse) onden arkaya doğru şöyle okşayınız. Ravi: Hz. Ibni Abbas (r.anhuma)

Büyük günahlar yedidir: Allah'a sirk koşmak, hak yol ile olan müstesna, Allah’ın haram kıldığı bir kimseyi öldürmek, namuslu kadına iftira etmek, cepheden kaçmak, faiz yemek, yetim mali yemek, hicretten sonra cahiliye bedeviliğine dönmek. Ravi: Hz. Ebu Said (r.a.)

Üç kişiye kıyamet gününde Allah, nazar etmez; onları tezkiye etmez ve onlar için elim bir azab vardır: Okuturken yetimi ezen hoca, ihtiyacı yok iken dilencilik yapan kimse, yaranmak icin sultana dalkavukluk yapan adam. Ravi: Hz. Ibni Abbas (r.anhuma)

Kim bir veya iki yetimi barındırırsa, sabır etse ve sevabını da umid etse, Ben onunla Cennette su iki parmak gibi olurum. (Sehadet parmağı ve orta parmağını hareket ettirdi.) Ravi: Hz. Ibni Abbas (r.anhuma)

Bir kimse, akrabasından veya başkasından olan bir yetimi, yetim kendisini kurtarana kadar uhdesine alsa, o kimseye Cennet vacib olur. Ravi: Hz. Adiyy Ibni Hakem (r.a.)

Emzirme müddeti geçtikten sonra sütkardeşlik yok. İftarsız oruç da yoktur. Akli baliğ olduktan sonra yetimlik yok, geceye kadar laf orucu da yok. Nikâhtan evvel de talak yoktur. Ravi: Hz. Ali (r.a.)

Allah hepimizi affetsin.

Amin

|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :gizem ve kıssadan hisse
Casper_m
28 Eylül 2008
16:03
Yorumlar :0
 
 
 
 

Beni Öp. Sana Prenses Olayım

Yol kenarında duran bir kurbağa, karşı kaldırıma geçmekte olan bir kişiye seslendi:
“Bir dakikanızı rica edebilir miyim? Lütfen” dedi. “Ben çok güzel bir prensesim. Beni öperseniz, bir anda değişeceğim ve eski durumuma dönüp, prenses olacağım. o zaman herkese ‘Bu cesur adam beni kurtardı’ derim.
Adam kurbağayı eline aldı, gülümsedi ve cebine koyduktan sonra yoluna devam etti. Bir süre kurbağa yeniden konuşmaya başladı:
“Lütfen inanın bana, be gerçekten çok güzel bir prensesim” dedi ve yalvararak ekledi : “Beni öperseniz,söz veriyorum, bir günümü sizle birlikte geçiririm.”
Adam yine gülümsedi ve kurbağayı yanıtlamaya gerek bile duymadan yoluna bile devam etti.fakat birkaç adım attıktan sonra kurbağa bu kez yalvarmaya başladı: “Ne olur öpün beni” dedi.
Adam kurbağayı cebinden çıkardı, ona yine gülümseyerek baktı.
Kurbağa ise, yalvarmasını sürdürdü: “Ne olu r bir kez öpüverin beni” dedi. “Göreceksiniz, o zaman birden, güzel bir prenses olacağım ve söz veriyorum, sizle tam bir yıl birlikte olacağım ve her dediğinizi yapacağım, her istediğinizi yerine getireceğim.”
Adam gülümsedi, kurbağayı yine cebine koydu ve yoluna devam etti. Kurbağa bu kez, adamın cebinden çığlıklar atarak bağırmaya başladı.
“Niye öpmüyorsunuz beni, söylesenize?” diye haykırdı .”Beni öpünce göreceksiniz, çok güzel prenses olacağım. Neden inanmıyorsun bana?”
kurbağanın bu isyanı üzerine adam onu yeniden cebinden çıkardı, yüzüne yaklaştırdı ve kafasında n geçenleri tane tane açıkladı:
“İster peri, ister prenses de ol, fark etmez” dedi. sonra acımasız bir biçimde noktaladı sözünü: “ Benim için hiçbir şey, ‘Konuşabilen bir kurbağa kadar değerli olamaz.
|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :gizem ve kıssadan hisse
Casper_m
12 Eylül 2008
09:45
Yorumlar :0
 
 
 
 

Gizem ve Kıssadan Hisse - Denizli Horozu

Denizli'de araştırma yapmak için kamp kuran bir grup üniversite öğrencisi, kamp yakınına tüneyen bir Denizli horozunun sabahın erken saatlerinde yüksek sesle ötmesinden çok rahatsız olmuşlar...
Sabahın köründe ortaya çıkan horoz, önce dikleniyor, sonra dakikalarca ötüyormuş...Tabii ekipte ne uyku ne de huzur bırakmıyormuş...Sonunda sabırlar tükenmiş... Susturmak için başlamışlar horozu kovalamaya... Horoz önde.. Gençler peşinde... Mahalle arasına dalmışlar...
Kovalamacayı gören, fakat bir anlam veremeyen yaşlı dede, seslenmiş:
- Hey, evlatlar!.. Bu zavallı horozu niye ürkütüyorsunuz?..
- Dede, sabahın köründe ötmeye başlıyor, kampı ayağa kaldırıyor. O yüzden başını keseceğiz!..
- Yazıktır evladım yapmayın!.. demiş ihtiyar, 'Bırakın, ben onun sesini keserim, bir daha da rahatsız etmez sizi...'Gençler bunun üzerine kovalamayı bırakmışlar. Ertesi sabah, hafif 'gak - guk' sesleri dışında horozdan kayda değer hiçbir ses çıkmadığını görünce de şaşırıp dedeye koşmuşlar:
- Yahu dede, ne yaptın da bu horozun sesini kestin?..
İhtiyar gülmüş:
- Kıçına zeytinyağı sürdüm. Horoz kabararak ötmeye yeltendiğinde, gerisi tutmuyor ki kuvvet alsın... Ancak 'gak - guk' edebiliyor...
Kıssadan Hisse:
Arkan sağlamsa, istediğin kadar kabarır, diklenir, sözünü dinletirsin.Arkan bir gevşemeye görsün, ancak 'gak-guk' edersin...
|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :gizem ve kıssadan hisse
Casper_m
08 Ağustos 2008
20:41
Yorumlar :0
 
 
 
 

GİZEM VE KISSADAN HİSSE - PENCERE KENARI

0034
Bu yazıyı okumanız sadece 30 saniyenizi alacak, ve sonunda hayata ve ilişkilere bakış açınız değişecek.!!!


İleri derecede hasta iki adam aynı hastane odasındaydılar.
Adamlardan birinin her öğleden sonra 1 saatliğine oturmasına izin veriliyordu, ciğerlerindeki suyun süzülmesi için.
Bu hastanın yatağı odadaki tek pencerenin tam yanındaydı.
Diğer hasta ise hep sırtüstü yatmak zorundaydı.
Bu iki hasta saatlerce birbiriyle konuşur, eşlerini, ailelerini, evlerini, işlerini, askerlik anılarını, tatilde gittikleri yerleri anlatırlardı birbirlerine.
Pencerenin yanındaki hasta, her öğleden sonra oturmasına izin
verdikleri saati diğer hastaya pencereden görebildiklerini anlatarak geçiriyordu.
Diğer hasta hep bir sonraki günü iple çekmeye başladı, dışarıdaki renkli ve hareketli dünyayı dinlemek için.
Pencere, içinde çok güzel bir göl olan parka bakıyordu.
Ördekler ve kuğular gölde yüzerken çocuklar model bot’larını suda yüzdürüyorlardı.
Genç aşıklar, gökkuşağının tüm renklerindeki çiçeklerin arasında kol kola dolaşıyorlardı.
Ulu ağaçlar etrafı süslüyor, uzaktan şehrin silueti görünebiliyordu.
Pencere kenarındaki adam bunları muhteşem bir detayla anlatırken, odanın diğer ucunda yatan adam gözlerini kapar ve bu muhteşem manzarayı hayalinde canlandırırdı.
Sıcak bir öğleden sonra, pencerenin yanındaki adam geçmekte olan bir şenlik alayını tarif etti.
Diğer adam bando seslerini duyamasa bile hayalinde canlandırabiliyordu, pencere kenarındaki adamın tasviriyle.
Günler ve haftalar geçti.
Bir sabah banyo yaptırmak için su getiren gündüzcü hemşire pencere kenarında yatan hastanın cansız bedeniyle karşılaştı:
uykusunda, huzur içinde ölmüştü.
Hüzünlendi, hastane görevlilerini cesedi dışarı taşımaları için çağırdı.
Uygun zaman geçtiğine kanaat getirir getirmez, diğer hasta pencerenin kenarındaki yatağa taşınmasının mümkün olup olamayacağını sordu.
Hemşire Memnuniyetle isteğini yerine getirdi, hastanın rahat olduğundan emin Olduktan sonra onu yalnız bıraktı.
Yavaşça, duyduğu acıya aldırmadan, bir dirseğine yaslanarak dışarıdaki dünyaya bakmak üzere yatağından doğruldu adam.
Sonunda, dışarıyı kendi gözleriyle görme zevkini yaşayabilecekti.
Pencereden dışarı bakabilmek için yavaşça dönmeye zorladı kendisini.
Pencere, boş bir duvara bakıyordu.
Adam hemşireye, vefat eden oda arkadaşının pencerenin dışında görünen harika şeylerden bahsetmesine sebep olan şeyin ne olabileceğini sordu.
Hemşirenin cevabı, ölen adamın kör olduğu ve pencerenin önündeki duvarı görmediğiydi.
'Sanırım seni cesaretlendirmek istedi' dedi.

Epilog: Diğer insanları mutlu etmek çok büyük mutluluk getirir,
Kendi durumunuz ne olursa olsun.
Paylaşılan dertler yarısı kadar üzüntü verir, paylaşılan mutluluklar ise İki katı artar.
Kendinizi zengin hissetmek istiyorsanız, sahip olduğunuz ve
paranın satın alamayacağı her şeyi paylaşın.

Bu gün bize bir hediyedir.
Bu yazının kaynağı bilinmiyor, fakat okuyan herkese mutluluk getirecektir.


Bu yazıyı sadece burada okuyup geçmeyin
İyi şans dilediğiniz tüm arkadaşlarınıza okutun.....

|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :gizem ve kıssadan hisse
Casper_m
02 Ağustos 2008
22:32
Yorumlar :0
 
 
 
 

GİZEM ve KISSADAN HİSSE - HALİL İBRAHİM BEREKETİ

Büyük din ve bilim adamlarından Ulu Arif Çelebi......anlatı yor :

Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış....

Büyüğü Halil....

Küçüğü ise İbrâhim...

Halil, evli çocuklu.

İbrahim ise bekârmış...

Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin...

Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş..

Bununla geçinip giderlermiş.. .

Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı.

İkiye ayırmışlar....

İş kalmış taşımaya....

Halil, bir teklif yapmış :

İbrahim kardeşim ; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı

bekle.

Peki abi demiş İbrahim...

Ve Halil gitmiş çuval getirmeye... .

O gidince, düşünmüş İbrahim:

Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine

Böyle demiş ve,

Kendi payından bir miktar atmış onunkine...

Az sonra Halil çıkagelmiş.

Haydi İbrahim...! Demiş, önce sen doldur da taşı ambara.

Peki abi...!

İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola..

O gidince, Halil'i düşünür bu defa:

Der ki:

Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var.

Ama kardeşim bekâr.

O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.

Böyle düşünerek,

Kendi payından atar onunkine birkaç kürek.....

Velhasıl , biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine.

Bu, böyle sürüp gider.....

Ama birbirlerinden habersizdirler.

Nihayet akşam olur.

Karanlık basar.

Görürler ki, bitmiyor buğdaylar.

Hatta azalmıyor bile....

Hak teala bu hali çok beğenir.

Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki ...

Günlerce taşır iki kardeş , bitiremezler.

şaşarlar bu işe...

Aksine çoğalır buğdayları.

Dolar taşar ambarları.

Bugün "Bereket" denilince, bu kardeşler akla gelir.

Bu bereketin adı : Halil İbrahim bereketidir. ..

ALLAH HEPİNİZE HALİL İBRAHİM BEREKETİ VERSİN

|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :gizem ve kıssadan hisse
Casper_m
01 Ağustos 2008
22:06
Yorumlar :0
 
 
 
 

Gizem ve Kıssadan Hisse - Sen Doğru Ol..Kem Belasını Bulur..

Dervişin biri eski İstanbul sokaklarında :
'-Sen doğru ol kem belasını bulur. Sen doğru ol kem belasını bulur. 'Diye diye dolaşıyormuş.
 Padişahın biri tebdil-i kıyafet çarşıda gezerken dervişin sözlerini duymuş, ilgisini çekmiş ve dervişe :

'-Her gün sarayıma gel seninle muhabbet ederiz 'demiş.

Dervişimiz ertesi gün ......

Sarayın kapısına gitmiş padişahın karşısına çıkarılmış sohbet muhabbet zaman geçmiş saraydan ayrılırken padişah dervişin cebine bir altın konulmasını emretmiş.

Sarayın dışında dervişimizi takip eden sahte derviş kılıklı biri yanına yanaşmış ,

'-Ya arkadaş, Padişah seni neden saraya davet etti? Derdi neymiş? 'falan filan bir yığın sorgu suale tutmuş. Her gün bir altın aldığını da öğrenince. 'Onun yaptığı işi ben de yaparım' diye düşünmüş. Sormuş,

'-Ya kardeş, her gün ben de seninle gelsem rahatsız olmazsın değil mi?' demiş belki Padişah bana da bir altın verir çoluk çocuğum nasiplenir.'
İyi dervişimiz:

'-Padişahım kabul ederse neden olmasın sende gelirsin tabii' demiş.

Gel zaman git zaman padişah her muhabbet sonrası bir ona bir öbürüne birer altın verdirir olmuuuş.

Sahte derviş bir sabah gerçek dervişimizi çorba içmeye davet etmiş. Garsona da gizlice arkadaşının çorbasına bol sarımsak koymasını tembihlemiş. Gerçek dervişin

'-Padişah'ımla muhabbet ederken kötü kokarım 'sözlerine sözüm ona çare de üretmiş

'-ağzına mendil tutarsın kardeşim' demiş. O gün aynen böyle olmuş bizim derviş ağzını mendille örterek padişahla söyleşisini sürdürmüş. Bu arada sahte derviş fırsat bulduğunda Padişahın kulağına eğilip,

'- efendim arkadaşım ağzını mendille neden kapatıyordu biliyor musunuz, ağzınız kokuyormuş o kokuyu duymamak için' demiş.

Padişah çok sinirlenmiş çağırın o dervişi demiş. Gerçek dervişimize sarayın fırıncısına verilmek üzere bir pusula vermiş ve ,

'-Al bunu fırıncıya götür' demiş. Okuma yazması yok tabii tam kapıdan çıkıp fırıncıya gidecekken sahte derviş :

'-İstersen ver o pusulayı ben götüreyim fırıncıya, belki Padişah ekmek lütfetmiştir çocuklara götürürüm senin ekmeğe ihtiyacın mı olur?' demiş.

Onunda okuması yok, pusula böylece sahte dervişin elinden fırıncıya ulaşmış. Fırıncı kağıtta yazılan 'bunu sana getireni kızgın fırına at' emrini hemen yerine getirip sahte dervişi küt, alev alev yanan kızgın fırına yollamış. Ertesi gün gerçek derviş yine saraya gelmiş. Padişah şaşırmış:

'- Hayrola sen dün fırıncıya gitmedin mi?' diye sormuş..
Derviş de olanları birbir anlatmış. Padişah dervişin kulağına eğilmiş:

'-SEN DOĞRU OL, KEM BELASINI BULUR' demiş.


--
GÜNAHLARA KEFARETTİR GÖNÜLDEKİ KEDER
NİYETLER HALİS OLUNCA AMELLER OLMAZ HEDER
BİRAZ DAHA SABREYLE NELER GÖRECEKSİN NELER
MEVLAM İHMAL DEĞİL İMTİHAN EDER
|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :gizem ve kıssadan hisse
Casper_m
23 Temmuz 2008
20:49
Yorumlar :0
 
 
 
 

Gizem ve Kıssadan Hisse - Kahve Fincanı

''Yaşlı kadın, bir antika dükkânından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi.

Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu.

Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.

Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti.

Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;

“Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim.

Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.

Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu! Kekeleyerek:

“Nasıl? Anlayamadım?” diyebildi yaşlı kadın.

“Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:

“Yeter! Lütfen dur artık!” diye bağırmak zorunda kaldım.

Ama usta sadece gülümsedi ve;

“Daha değil!” diye cevapladı beni.

“Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm, döndüm, döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım:

“Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!

Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:

“Henüz değil!”“Derken beni aldı ve fırına koydu.

Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu. Aklımdan şöyle geçiyordu: Beni yakarak öldürecek ”Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:

“Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!”

“Pencereden onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve

“Daha değil!” diyordu.

“Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi. “Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.

“Lütfen usta! Yapma, gıdıklanıyorum!” dedim.

Onun cevabi ise aynıydı:

“Henüz değil!”

“Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı. Korkudan ölecektim.

“Hayır! Beni yine fırına sokma, lutfeeen!” diye bağırdım.

Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı. “Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!” diye düşündüm. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine

“Daha değil!” diyordu.

Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm. “Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki, kapak acıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım, hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum. Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:

“Simdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?”

Ona “Evet” dedim.

Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve

“Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım.”

“Evet, bu sensin!” dedi usta.

Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin. Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin.

Döner tezgâhın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın. Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın. Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı. Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.

Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde.

 Ve ben kahve fincanı, su sözlerin ağzımdan çıktığını hayretle fark ettim:

Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet! Bana zarar vereceğini düşündüm. Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim. Bakışım kısaydı, ama şimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum. Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana verdiğin için teşekkür ederim…

Teşekkür ederim.”         

* * * * * *

Usta fincanı, yaratıcı insanı şekillendirir. Yeter ki acıda ki hikmeti görelim. Kahrın da hoş, lutfun da hoş demesini bir öğrenebilsek… ''  

|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :gizem ve kıssadan hisse
Casper_m
23 Temmuz 2008
10:45
Yorumlar :0
 
 
 
 

Kralın Sonu

Bir zamanlar, büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten kralın 4 eşi varmış. 
Kral en çok dördüncü eşini severmiş, bir dediğini iki etmez, her şeyin en güzelini en iyisini ona verirmiş. 
Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzelliğin bir gün kendisini terk 
edebileceğinden korktuğu için, onu çok kıskanır, üzerine titrermiş. 
 

İkinci eşini de severmiş kral. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı 
davranan eşi, kralın ne zaman bir derdi olsa daima onun yanında bulunur 
sorunun çözümünde ona destek verirmiş. 
 
Kraliçe olan birinci eşiymiş kralın. Onu en çok seven, karşılık beklemeden 
seven, sağlığına ve hükümranlığına en büyük katkıyı sağlayan bu eşi 
olmasına rağmen, kral birinci eşini sevmezmiş ve onunla hiç ilgilenmezmiş. 
 
Bir gün kral ölümcül bir hastalığa yakalanmış. Yakında öleceğini 
anladığı ve öldükten sonra yapayanlız kalmaktan çok korktuğu için, 
eşlerinden hangisin ölüm yalnızlığını kendisi ile paylaşmak 
isteyebileceğini öğrenmek istemiş. 

En çok sevdiği dördüncü eşine ölüm yolculuğunda kendine eşlik etmek ister mi diye sorduğunda aldığı yanıt kalbine bıçak gibi saplanan kısa ve net
 “mümkün değil"
olmuş... 

Hayatım boyunca seni sevdim.
Sen benimle birlikte ölmeyi kabul eder misin sorusuna

üçüncü eşi de
"hayır, hayat çok güzel. Sen ölünce ben yeniden evleneceğim"
diye yanıt vermiş. 

Kral bir kez daha yıkılmış.
 
Her sorunumda her zaman yanımda olan bana yardım eden sendin, bu sorunumda da bana yardımcı olur musun talebine karşı

ikinci eşinden; 
"bu sorunun için hiç bir şey yapamam, olsa olsa sana mezarına kadar eşlik eder, güzel bir cenaze töreni yaptırır ve yasını tutarım"  karşılığını almış.

Büyük bir hayal kırıklığı yaşamakta olan kral
birinci eşinin sesi ile irkilmiş. 
"nereye gidersen git seninle olurum, seni takip ederim..." 
Ah diye inlemiş kral;
"keşke bir şansım daha olsaydı..." 
Yaşamda hepimiz 4 eşliyiz aslında;
Onun güzel görünmesi için ne kadar zaman, kaynak ve çaba harcarsak harcayalım öldüğümüzde bizi terk edecektir. 

Dördüncü eşimiz vücudumuz. 
Üçüncü eşimiz sahip olduğumuz servetimiz ve statümüzdür. 
Ölür ölmez başkalarına yar olacaktır. 

İkinci eş,
ailemiz ve dostlarımızdır. 
Tüm sorunlarımızı paylaştığımız bu kişilerin en son yapabilecekleri şey bu dünyadan gözleri yaşlı bizi uğurlamak olacaktır. 

Bizimle gelir... 
Birinci eş ise ruhumuzdur.
Unutmayın; 
Yediklerimiz değil, hazmettiklerimiz bizi güçlü yapar. 
Kazandıklarımız değil, biriktirdiklerimiz bizi zengin yapar. 
Okuduklarımız değil, hatırladıklarımız bizi bilgili yapar. 
Başkalarına verdiğimiz öğütler değil, bizzat uyguladıklarımız bizi insan yapar...

|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :gizem ve kıssadan hisse
Casper_m
24 Haziran 2008
18:06
Yorumlar :0
 
 
 
 

Annelik Duygusu

  İnsanların canı yandığında,
ya "Allah"  ya da "Anam" 
diye acısını
bastırmak istemesi bir tesadüf mü?..
"Cennet anaların
ayağının altındadır" sözü,
durup dururken mi söylendi?..
   Hangi erkek, ana
kadar dayanıklı?..
   Hangi erkek; sevgide, merhamette, paylaşmada ve fedakarlıkta
anadan üstün?..
    Hangimiz büyüdük onların gözünde?..
     Yaşı 50'yi geçen evladına "Üstün açık yatma"
diye tembih ederek,
koruyuculuğunu sürdürenler analar değil mi?..
     Anaların hakkı ödenir mi?..
     Cüneyd Suavi'nin bu güzel öyküsünde
anne neymiş bir görün!.. 
 06                                  *   *    *
    

Küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden
büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle
Pamuk Prenses'ten daha güzel olduğuna inanmıştı.
      Ona göre, nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik
yavrusuydu her zaman. Ama, ilkokula başlayınca işler
değişti. Arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta
çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız, ilk
önceleri onlara inanmadı, çünkü herkes birbirini
kıskanıyordu. Ama, birkaç yılda gerçeklerle yüzleşti.
      Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu
bir cilde sahipti. "Badem" dediği gözleri ise şaşıydı.
       Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki, annesi
onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.
      Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete
dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne
bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen
düzelmiyordu. Genç kız, doktorların gizlice yaptığı
konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü
ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven
annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye
karar verdi. Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu
söyleyerek ondan önce davrandı ve kazandığı paraları
bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti.
Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla
baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu.
Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı.
     

Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını
söyleyerek kızı ameliyat ettiler. 
    

Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten
korkuyordu. Fakat, kör olmak zordu. En azından kimseye
yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında,
müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı.

Kadsız


Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. Yüzündeki bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan burnu düzelmiş, kepçe kulakları normale dönmüş ve yaban otlarını andıran saçları dalga dalga olmuştu.

Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak:
"Sanki yeniden dünyaya geldim!" dedi.

"Yüzümde hiçbir çirkinlik kalmamış, estetik ameliyatı siz mi yaptınız?"

Yaşlı doktor:

"Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!." diye gülümsedi. "Annenin bağışladığı gözleri taktık. Sen, onun gözünden gördün kendini!."
                                    
      Annem başta olmak üzere, tüm annelerin ellerinden öperim...

|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :gizem ve kıssadan hisse
Casper_m
24 Haziran 2008
10:16
Yorumlar :0
 
 
 

Zirve100 Toplist
Beni Facebook'la!